MAKÜ’LÜ ARKEOLOG BURDUR'UN KÜLTÜREL MİRASINA VE TOPLUMSAL GELİŞİMİNE YÖN VEREN ÇALIŞMALARI DEĞERLENDİRDİ
MAKÜ’lü Arkeolog Doç. Dr. Salih Soslu, Burdur'un kültürel mirasına ve toplumsal gelişimine yön veren çalışmaları değerlendirdi.
Doç. Dr. Salih Soslu, Burdur Valisi Tülay Baydar Bilgihan’ın göreve başladığı günden itibaren Burdur'da arkeoloji, tarih, sanat tarihi ve sosyal sorumluluk projeleri alanında yürüttüğü çalışmaları takip ettiğini belirterek, yapılan çalışmaların Burdur'un kültürel ve toplumsal gelişimine sağladığı katkıları değerlendirdi.
Doç. Dr. Salih Soslu, değerlendirme yazısında şu ifadelere yer verdi:
“Burdur, tarih öncesi dönemlerden günümüze kadar kesintisiz yerleşim görmüş, Anadolu’nun en zengin kültürel miras coğrafyalarından biridir. Hacılar ve Kuruçay gibi tarih öncesi yerleşimlerden Kibyra, Sagalassos, Kremna ve Boubon gibi dünya çapında tanınan antik kentlere uzanan bu zengin miras, kentin yalnızca geçmişini değil, geleceğe yönelik kültürel vizyonunu da şekillendirmektedir. Bu mirasın korunması, bilimsel yöntemlerle araştırılması ve toplumla buluşturulması ise kamu kurumları, yerel yönetimler, üniversiteler ve bilim insanlarının ortak sorumluluğunu oluşturmaktadır.
Burdur’un ilk kadın valisi olarak göreve başlayan Tülay Baydar Bilgihan, görev süresi boyunca kültürel mirasın korunmasını ve tanıtılmasını öncelikli çalışma alanlarından biri haline getirmiştir. Burdur’un tarihi ve arkeolojik zenginliğini yalnızca korunması gereken bir değer olarak değil; eğitim, kültür, turizm ve sürdürülebilir kalkınmanın önemli bir unsuru olarak değerlendiren Baydar Bilgihan, yürütülen kazı, koruma ve tanıtım çalışmalarını yakından takip ederek bu alandaki kurumlar arası iş birliğinin güçlenmesine katkı sağlamıştır.
Bu anlayışın en somut örnekleri, Burdur’un önde gelen antik kentlerine gerçekleştirilen saha ziyaretlerinde görülmektedir. Özellikle Kibyra Antik Kenti’nde devam eden kazı, restorasyon ve çevre düzenleme çalışmalarını yerinde inceleyen Baydar Bilgihan, Medusa Mozaiği, stadionu, odeonu ve anıtsal yapılarıyla öne çıkan bu önemli yerleşimin yalnızca Burdur’un değil, Anadolu arkeolojisinin de seçkin merkezlerinden biri olduğunu vurgulamıştır. Bilimsel kazılarla ortaya çıkarılan kültürel mirasın korunmasının yanı sıra ziyaretçi altyapısının geliştirilmesine yönelik çalışmaları da destekleyerek Kibyra’nın kültür turizmindeki yerinin güçlendirilmesine katkı sunmuştur.
Benzer şekilde Sagalassos Antik Kenti’de özel önem verilen arkeolojik alanlardan biri olmuştur. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan antik kentte sürdürülen kazı ve koruma çalışmalarını yerinde inceleyen Baydar Bilgihan, Sagalassos’un sahip olduğu evrensel değerin korunmasının yalnızca bilim dünyası için değil, Burdur’un uluslararası tanıtımı açısından da büyük önem taşıdığını ifade etmiştir. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yürütülen Geleceğe Miras Projesi kapsamında gerçekleştirilen uygulamaları desteklemesi, antik kentlerin bilimsel ilkeler doğrultusunda korunmasına verilen önemin somut bir göstergesi olmuştur.
Sagalassos’ta düzenlenen İdil Biret’e Saygı Gala Konseri ise kültürel miras ile sanatın aynı çatı altında buluşabileceğini gösteren anlamlı organizasyonlardan biri olarak öne çıkmıştır. Antoninler Çeşmesi’nin etkileyici atmosferinde gerçekleştirilen konser, antik kenti yalnızca arkeolojik araştırmaların yürütüldüğü bir alan olmaktan çıkararak yaşayan bir kültür mekanına dönüştürmüş; tarih, müzik ve sanatın bir araya geldiği örnek bir etkinlik olarak Burdur'un kültürel tanıtımına önemli katkı sağlamıştır.
Baydar Bilgihan’ın ziyaret ettiği bir diğer önemli merkez Kremna Antik Kenti olmuştur. Pisidia Bölgesi’nin stratejik yerleşimlerinden biri olan Kremna’da yürütülen kazı ve koruma çalışmalarını inceleyen Baydar Bilgihan, arkeolojik mirasın korunmasının ancak bilimsel araştırmalar, doğru koruma uygulamaları ve sürdürülebilir turizm anlayışıyla mümkün olacağını vurgulamıştır. Bu yaklaşım, Burdur’daki antik kentlerin yalnızca geçmişin izlerini taşıyan alanlar değil, aynı zamanda kültürel kalkınmanın önemli bileşenleri olarak değerlendirildiğini göstermektedir.
Burdur’un kültürel mirası denildiğinde akla gelen önemli merkezlerden biri olan Boubon Antik Kenti de bu bütüncül yaklaşım içerisinde ayrı bir yere sahiptir. Son yıllarda yurt dışına kaçırıldıktan sonra Türkiye’ye iadesi sağlanan bronz heykeller ve diğer kültür varlıkları, yalnızca Burdur için değil, Türkiye’nin kültürel miras politikaları açısından da önemli bir kazanım olmuştur. Bu eserlerin yeniden ait oldukları coğrafyanın kültürel hafızasına kazandırılması, kültür varlıklarının korunmasına yönelik ulusal ve uluslararası iş birliğinin önemini bir kez daha ortaya koymuştur.
Genel olarak değerlendirildiğinde Tülay Baydar Bilgihan’ın Burdur’daki kültürel mirasa yaklaşımı, yalnızca arkeolojik alanların korunmasıyla sınırlı kalmamış; bilimsel araştırmaların desteklenmesi, kültür turizminin geliştirilmesi ve tarihi mirasın toplumun her kesimiyle buluşturulmasını hedefleyen bütüncül bir anlayış ortaya koymuştur. Kibyra, Sagalassos, Kremna ve Boubon’da yürütülen çalışmalar, Burdur’un sahip olduğu eşsiz arkeolojik mirasın gelecek kuşaklara aktarılması yönündeki kararlılığın önemli göstergeleri arasında yer almaktadır.
Burdur Arkeoloji Müzesi: Geçmişi Geleceğe Taşıyan Bir Hafıza Merkezi
Burdur’un kültürel mirasının korunması ve tanıtılmasında en önemli kurumlardan biri olan Burdur Arkeoloji Müzesi, Tülay Baydar Bilgihan’ın göz önünde bulunduduğu kültür merkezleri arasında yer almıştır. Gerçekleştirdiği ziyaretlerde müzenin yalnızca eserlerin sergilendiği bir mekan olmadığını, aynı zamanda Anadolu’nun binlerce yıllık geçmişini bilimsel veriler ışığında günümüze taşıyan önemli bir eğitim ve araştırma merkezi olduğunu vurgulamıştır. Müzenin sahip olduğu zengin koleksiyonların daha geniş kitlelere tanıtılması, kültür turizminin geliştirilmesi ve genç nesillerde kültürel miras bilincinin güçlendirilmesine yönelik çalışmaları desteklemiştir.
Müzenin en dikkat çekici koleksiyonlarından biri olan Roma İmparatorluk Dönemi cerrahi aletleri, dünya arkeoloji literatüründe seçkin bir yere sahiptir. Neşterler, pensler, sondalar, spatüller ve farklı tıbbi müdahalelerde kullanılan cerrahi ekipmanlardan oluşan bu koleksiyon, antik çağ tıp bilgisinin ulaştığı seviyeyi gözler önüne sermektedir. Baydar Bilgihan, bu eserlerin yalnızca Burdur’un değil, insanlık tarihinin ortak bilimsel mirası olduğunu vurgulayarak, müzenin uluslararası ölçekte tanıtımına yönelik çalışmalara önem vermiştir.
Müzenin zenginliği yalnızca tıp tarihiyle sınırlı değildir. Helenistik ve Roma dönemlerine ait altın takılar, ince işçilikleri ve estetik özellikleriyle antik Anadolu’nun kuyumculuk geleneğini yansıtırken; cam şişeler, unguentariumlar, bardaklar ve çeşitli günlük kullanım eşyalarından oluşan cam eser koleksiyonu, dönemin üretim teknolojisi ile ticari ve sosyal yaşamına ışık tutmaktadır. Bu eserler, Burdur’un farklı uygarlıklara ev sahipliği yapan çok katmanlı tarihini gözler önüne seren önemli kültür varlıklarıdır.
Müzenin en değerli bölümlerinden biri ise Hacılar ve Kuruçay Höyüklerinden elde edilen buluntulara ayrılmıştır. Neolitik ve Kalkolitik dönemlere tarihlenen seramikler, figürinler, taş ve kemik aletler ile günlük yaşama ait çeşitli buluntular, Anadolu’da yerleşik yaşamın ve üretim ekonomisinin gelişimini belgeleyen eşsiz eserler arasında yer almaktadır. Bu koleksiyonlar, Burdur'un yalnızca antik çağ kentleriyle değil, insanlık tarihinin en erken yerleşim süreçleriyle de doğrudan ilişkilendirilen önemli bir merkez olduğunu ortaya koymaktadır.
Burdur Arkeoloji Müzesi’nin bir diğer güçlü yönü ise Pisidia Bölgesine ait eserlerdir. Başta Sagalassos, Kibyra, Kremna ve Boubon olmak üzere bölgenin önemli antik kentlerinden müzeye kazandırılan heykeller, mimari parçalar, yazıtlar, lahitler ve gündelik yaşama ilişkin buluntular, Pisidia’nın zengin tarihini bütüncül bir şekilde yansıtmaktadır. Özellikle Boubon kökenli eserler ve yurt dışından iadesi sağlanan kültür varlıkları, Türkiye’nin kültürel mirasın korunmasına yönelik kararlı yaklaşımının önemli örnekleri arasında yer almaktadır. Bu eserlerin yeniden Burdur'da sergilenmeye başlanması, yalnızca bir koleksiyonun zenginleşmesi değil, aynı zamanda tarihi hafızanın ait olduğu topraklarla yeniden buluşması anlamına gelmektedir.
Görev süresince Müzeler Haftası kapsamında düzenlenen etkinliklere de destek veren Baydar Bilgihan, müzelerin toplumla daha güçlü bağ kurmasını sağlayan eğitim faaliyetlerine önem vermiştir. Öğrencilerin müzelerle buluşturulması, konferanslar, sergiler ve farkındalık etkinlikleri aracılığıyla kültürel mirasın yalnızca uzmanların ilgi alanı olmaktan çıkarılarak toplumun ortak değeri haline gelmesi hedeflenmiştir. Bu yaklaşım, müzelerin geçmişi koruyan kurumlar olmanın yanında, kültürel kimliği güçlendiren yaşayan eğitim merkezleri olduğu anlayışını da pekiştirmiştir.
Bütün bu çalışmalar birlikte değerlendirildiğinde Burdur Arkeoloji Müzesi’nin, geçmiş ile gelecek arasında güçlü bir köprü kurduğu görülmektedir. Tarih öncesi yerleşimlerden Roma İmparatorluk Dönemi’ne uzanan zengin koleksiyonları, uluslararası öneme sahip eserleri ve bilimsel araştırmalara sağladığı katkılar sayesinde müze, Burdur’un kültürel kimliğinin en önemli temsilcilerinden biri olmayı sürdürmektedir. Tülay Baydar Bilgihan’ın bu alana verdiği destek ise kültürel mirasın korunmasının yalnızca eserleri muhafaza etmekten ibaret olmadığını; onları tanıtmayı, anlamayı ve gelecek kuşaklara aktarmayı da kapsayan bütüncül bir sorumluluk olduğunu göstermektedir.
Kültürel Mirasın Toplumla Buluşması ve Geleceğe Taşınması
Kültürel mirasın korunması, yalnızca arkeolojik kazılar ve müzecilik faaliyetleriyle sınırlı değildir. Bu mirasın toplum tarafından tanınması, benimsenmesi ve gelecek kuşaklara aktarılması da en az bilimsel çalışmalar kadar önem taşımaktadır. Tülay Baydar Bilgihan’ın görev sürecinde Burdur'da gerçekleştirilen kültürel etkinlikler, bu anlayışın uygulamadaki yansımaları olarak dikkat çekmektedir.
Bu kapsamda El Sanatları Merkezinde yürütülen çalışmalar, geleneksel üretim kültürünün yaşatılmasına ve yerel değerlerin korunmasına önemli katkı sağlamıştır. Cam, dokuma, seramik ve diğer geleneksel el sanatlarının desteklenmesi, yalnızca kültürel mirasın korunmasına değil, aynı zamanda kadın üreticilerin ve yerel ekonominin güçlenmesine de katkıda bulunmuştur.
Burdur’un kültürel kimliğinin önemli unsurlarından biri olan yöresel mutfak da düzenlenen Türk Mutfağı Haftası etkinlikleriyle daha görünür hale getirilmiştir. Yöresel ürünlerin ve geleneksel lezzetlerin tanıtılması, gastronominin kültür turizminin önemli bir parçası olduğunu ortaya koyarken, Burdur'un tarihi ve kültürel zenginliğinin farklı yönleriyle tanıtılmasına da katkı sağlamıştır.
Benzer şekilde Lavanta Hasat ve Sanat Günleri, ilin doğal zenginliklerini kültür ve sanatla buluşturan önemli organizasyonlardan biri olmuştur. Lavanta üretiminin ekonomik değerinin yanında fotoğraf, resim, müzik ve el sanatları etkinlikleriyle desteklenmesi, kırsal turizmin gelişmesine ve Burdur’un alternatif turizm potansiyelinin güçlenmesine katkı sunmuştur. Aynı anlayış doğrultusunda yürütülen tanıtım faaliyetlerinde Salda Gölü’nün doğal güzelliği ile Burdur’un arkeolojik ve tarihi değerlerinin birlikte ele alınması, ilin turizm çeşitliliğinin artırılması açısından dikkat çekici bir yaklaşım olmuştur.
Kültür turizminin geliştirilmesine yönelik çalışmalar, İl Tanıtma ve Geliştirme Kurulu toplantılarında da öncelikli gündemlerden biri olmuştur. Bu süreçte Burdur’un yalnızca doğal güzellikleriyle değil; Kibyra, Sagalassos, Kremna, Boubon, Hacılar ve Kuruçay gibi ulusal ve uluslararası öneme sahip kültür varlıklarıyla da öne çıkarılması hedeflenmiş, kurumlar arası iş birliğiyle yürütülen tanıtım faaliyetlerine önem verilmiştir.
Toplumsal gelişimi destekleyen projeler de bu kültürel vizyonun tamamlayıcı unsurları olmuştur. Mahallem Geleceğim Projesi ile çocuklar ve gençlerin eğitim, kültür, sanat ve spor etkinlikleriyle buluşturulması amaçlanırken, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi tarafından düzenlenen ÜNİFEST Toplumsal Katkı Proje Festivali kamu-üniversite iş birliğinin başarılı örneklerinden biri olarak öne çıkmıştır. Festival kapsamında Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Dalgar ile bir araya gelen Baydar Bilgihan, öğrencilerin hazırladığı sosyal sorumluluk projelerini inceleyerek gençlerin toplumsal gelişime yönelik çalışmalarını desteklemiştir. Bu yaklaşım, kültürel mirasın korunmasının yalnızca geçmişe yönelik bir sorumluluk değil, aynı zamanda bilinçli nesiller yetiştirmeye yönelik uzun vadeli bir yatırım olduğunu göstermektedir.
Genel olarak değerlendirildiğinde Tülay Baydar Bilgihan’ın Burdur’da yürüttüğü çalışmalar, kültürel mirasın korunması ile toplumsal gelişimin birbirini tamamlayan iki unsur olduğunu ortaya koymaktadır. Antik kentlerde sürdürülen kazı ve restorasyon çalışmaları, Burdur Arkeoloji Müzesi’nin zengin koleksiyonlarının tanıtılması, kültür ve sanat etkinliklerinin desteklenmesi, geleneksel değerlerin yaşatılması ve gençlere yönelik sosyal projeler, ilin kültürel kimliğinin güçlendirilmesine önemli katkılar sağlamıştır.
Bir arkeolog gözüyle bakıldığında, kültürel mirasın gerçek anlamda korunması yalnızca geçmişten kalan eserleri muhafaza etmekle sınırlı değildir. Bu mirasın bilimsel araştırmalarla desteklenmesi, toplum tarafından sahiplenilmesi ve gelecek kuşaklara aktarılması sürdürülebilir koruma anlayışının temelini oluşturmaktadır. Burdur’da son dönemde yürütülen çalışmalar da bu anlayışın somut örneklerini ortaya koymuş; kentin binlerce yıllık tarihini günümüzle buluşturan bütüncül bir kültür politikası oluşturulmasına katkı sağlamıştır. Bu yönüyle Tülay Baydar Bilgihan’ın görev süreci, Burdur’un sahip olduğu eşsiz arkeolojik ve kültürel mirasın korunması, tanıtılması ve geleceğe taşınması açısından dikkat çeken bir dönem olarak değerlendirilebilir.”
H.Nesibe Solak
.png)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.png)
.jpg)








